GÖLHİSAR’IN  TARİHÇESİ

Gölhisar’ın Türkiye coğrafyasında tanınan en karakteristik özelliği, Batı Torosların eteklerinde  ve Dalaman çayının su toplama havzasında bulunması ayrıca da Akdeniz bölgesini Ege bölgesinden ayıran Dalaman çayının bu havzadan geçmesidir.

Gölhisar Çukuru olarak bilinen havzanın etrafını Rahat dağları, Kocaş, Kocayoran, Sakartaş dağları, Maşta ve Çakmak dağları, Eşelerin uzantısı Ermenek dağları kuşatır. Rakımı ise ortalama 945 metredir.

Eldeki bilgilere göre Gölhisar’ın belediye sınırlarının yüzölçümü 68km2 ve nüfusu 8314 (Bugün 15.000.000 civarında) kişidir. İlçe sınırlarının  yüzölçümü ise  1011 km2  ve  nüfusu 52560 kişidir.

Ayrıca  yerleşme stili  olarak  Gölhisar, enteresan bir yapıya sahiptir. Ova ile dağ birbirine o kadar içiçe girmiştir  ki; Gölhisar  çukurunda  oturanlar ile dağ  içi  köylerinde yaşayanlar  alışveriş  ettikleri  haftalık  pazarlarını  bile  aynı günde  birlikte  yaparlar. İşte bu günkü  Gölhisar’ın  kabaca görüntüsü  bunlardan ibarettir.

Şimdi  buna  göre  şu  soruları  sorabiliriz?

Acaba , Gölhisar’da  2000  yıllık  bir  tarihi  yaşatabilecek  bu  muazzam  özellik  nedir?

Bir sürü  değişik medeniyetlere  beşiklik  eden  bu  özellik  Gölhisarımızda  hala mevcut mudur?

        Bu medeniyetler, arkalarından bizlere neler bırakmışlardır?

İşte bu soruları cevaplayabilmek için Fransız bilim adamları bizden önce kolları sıvamışlar. Bundan 100 sene evvel, 1880 yıllarında, Fransız Bassey Nimmey Başkanlığında bir ekip, üzerinde yaşadığımız bu toprakları didik didik ederek, bizim harabelik dediğimiz yapılardaki her türlü yazı ve resimlerin fotoğraflarını çekerek, ülkelerine götürüp okumuşlar ve bize ait yerlerin geçmişine ait ciltler dolusu eserler oluşturmuşlardır. Bu eserleri biz niye yazamadık diye bir ses geliyor insanın içinden. Ger halde diyoruz, yazıları Latince olduğundan okuyamadık ve yazamadık. Ama orta asyadaki Orhun Kitabelerini de Avrupalının okuduğunu hatırlayınca anlıyoruz kısalığımızı.

Araştırma sonucu hazırlanan bu kaynak eserlerden anlıyoruz ki, 2000 yıllık bir tarihe sahip olmasının, canlı bir siyasi geçmişi bulunmasının sebebi, Gölhisar’ın coğrafi bölgelerini merkezinde kurulmasındandır.

O halde bir yerin coğrafi konumunun önemi ne demektir?

Bu şu demektir: bugün Gölhisar, güneyde Akdeniz, batıda Menteşe, kuzeydoğuda Göller Yöresi, kuzeybatıda Ege bölgeleri arasında bir geçiş sahasıdır.

Yine Gölhisar, merkez olmak üzere, bir daire çizerseniz, bu daire üzerinde bu şehir merkezlerini görürüz: Burdur, Denizli, Isparta, Antalya, Muğla ve hatta Afyon.

Gölhisar’da bulunan bir insan bu şehirlerden; Burdur yolu ile içanadoluya, Denizli ile Ege’ye,  Antalya ile Akdeniz’e açılabilir, bu şehirler birbirlerine yollarla bağlandığında, bu yolların kavşak noktasında bulunan Gölhisar’da da bir çok medeniyetin yaşayabileceği artık bize normal gelir. Tarihte ne zamanki bu yolların önemi azalmış o zaman Gölhisar’da da silik bir hayat yaşanmıştır.

İşte bu coğrafi olgu bir bölgenin bir şehrin kaderini tayin ederek onu canlandırır veya öldürür. Gölhisar gibi şehirler bu avantajı kullanarak tarihi derinliklerde değişik bir sürü medeniyetlere beşiklik etmiş ama bu medeniyetler sadece isim değiştirmişlerdir, başka değişik bir şey olmamıştır.

Mesela  antik çağda Gölhisar’ın  adı Kibyra(Kibira)’dır. Etrafındaki  bölgelerin  adları  güneyinde Likia , batısında  Karia , doğu  kuzeyinde  Pasidia.

Klasik çağda ise bu isimler :Batı Menteşe, kuzeyi Hamit ve Ladik ,  güneyi teke olarak değişmiştir.Gördüğünüz gibi doğu doğudur, batı batıdır, sadece doğu ve batının  isimleri  değişmiş gibidir.

Coğrafi şartların  tarihi  olaylara  zemin  hazırladığını  anladıktan  sonra , Gölhisar’da  zaten var  olan bu şartlar  bölgede hangi  medeniyetleri  barındırmış bunu kısaca  görelim...

Antik  çağda Gölhisar’da  rastladığımız  ilk devlet ismi Arzava  Krallığıdır.M.Ö.2000 yıllarında lise 1 tarih kitaplarında okuduğumuz Hititler  zamanına rastlar.Kadeş savaşında görüyoruz Arzava’lıları.

Bundan sonra Kibiyra , yakınındaki  3 şehir devleti ile birlikte  KABALİA adını  alıyor  ve  Gölhisar kendine “YATAN ARSLAN” şeklini  amblem olarak seçiyor. Hızlı atları ve  keskin kılıçları ile tanınıyor.

Kabalia bölgesi  bir  müddet sonra Lidyalılara , ardından  Büyük İskender  himayesine ve  Bergama  krallığına bağlanıyor.

Bu arada Kabalia  bölgesinin 4 şehri Kibyra , Bubon, Balbura , Oneoanda  kendi  aralarında  birleşerek  4’lü şehir kuruyorlar (Tetrapolislik)’i kuruyorlar. Ve  tek  meclisle  idare  edilerek  Anadolu da  ilk defa  çok şehirli  Cumhuriyet rejimini  yaşıyorlar. Kibiyra  bu  mecliste  2 oya  sahiptir. Çünkü  2000  atlı 30.000  yaya  askere  sahiptir.

Kabalia da  cumhuriyet rejimi yaşanırken  Romalılar  sınıra dayanıyor. Roma Meclisi  Kabalia’yı  kendine  eyalet  yapıyor. İşte  bundan sonra  Gölhisar; tarihinin altın devrini yaşıyor. İmparator Tiberius  (15-37) bizzat Gölhisara gelerek Gölhisarı  eyaletin  merkezi  yapıyor. Böğrüdelik  suyunu  kesik  taşlardan  yaptırdığı  kanalizasyon ile şehre dağıtıyor. Şehirde  Stadion , Agoro , Akropol , Nekrapol , yaptırıyor. Bugün ayakta  duran  eserler  bu zamanda yapılanlardır. Ama Tiberius’un  esas çalışması Kibira’nın  etrafındaki  bölgeleri  ele  geçirip , onları kontrol altında tutmak  için oralara en kısa  yerden varılacak yollar  yaptıması , Yani Gölhisar’ı  kavşak  noktası yapmasıdır.

Açılan bu dört  yoldan

1.    yol Gölhisar’ı Akdeniz’e  bağlıyor.

Kibyra-İsinda-Termesseus-Attelia veya Pamfilya (Korkuteli-Güllük-Antalya)

2.    yol Gölhisar’ı  İç Anadolu ya  bağlıyor.

Kibiyra-Tefenni-Eğneş-Düger-Burdur Gölü-Baladız-Uluborlu

3.   yol   Gölhisar’ı  Ege ye bağlıyor.

Kibiyra-Karaağaç-Laodikya (Denizli)

4.    yol  kendi aralarında

Kibiyra-Bubon-Balbura-Oneoanda

Romaya  ikiye  ayrılınca  Kabalia  Bizans  sınırları  içinde kalıyor. Malazgirt  savaşı  ile  Anadolu’ya  Türkmen  akını başladığında , Gölhisar’ın  dağlık  yörelerini Kınalı  aşireti seçiyor  ve Selçukluların himayesine giriyor. Moğol  saldırısı ile  bağımsız olduklarında  ise çevre  topraklarını eline  geçiren Hamitoğulları  beyliği  ile  karşılaşıyorlar. Hamit  Beyi , Dündar Bey , kardeşi Mehmet  Beyi  Gölhisar’a  vali olarak gönderiyor. Meşhur Arap Seyyahı  İbni  Batutan’ın Gölhisar’a  geldiğinde  karşılaştığı  Mehmet Bey (Gölhisar Beyi) bu kişidir. 1.Murat’ın  Osmanlılara bağlanması, onun şehit olmasıyla son buluyor.Fakat ceza olarak 1.Beyazıt  eyalet merkezinin yerini değiştiriyor.

Şah Kulu ayaklanmasında  adını duyuran  Gölhisar , 1850 yılına kadar  Burdur ile birlikte Konya  Vilayetinin Isparta Kaymakamlığına  bağlanır. Artık  sönük  bir  hayat  sürer.

1851’de Burdur , Konya’ya  bağlı kaymakamlık olunca  Gölhisar’ı  kadılar  yönetir  ve  kaza  merkezi  olur.

Cihannümaya  göre , bu yıllarda  Gölhisar  sönüklüğünden  dolayı  eşkiyanın  uğrak  ve  yatak  yeri olur. Bu  gerekçeyle kalesi  yıktırılır  ve  kaza  merkezi  Bölgepınar’a  (Dengere) taşınır.

1867 de idari  yeniliklerlede , Armutlu nahiyesini  Tefenni ye  bağlanır.1953’te  ise Armutlu  nahiyesi Horzum Köyü ile  birleşip, Gölhisar  Kazası  bu günkü  merkez  ilçeliğine kavuşur.

 

30.09.1985

HAZIRLAYAN

HASAN ŞEN

GÖLHİSAR  LİSESİ  SOSYAL BİL. ÖĞRETMENİ

(1985-1986 Öğretim yılı açılış  töreninde  verilen ilk ders)

20.06.2001 09:22

admin@golhisar.com