![]()
|
GÜNER ÖZKAN Güner Özkan'a ait daha ayrıntılı bilgiye ve saz koleksiyonuna ulaşmak için burayı tıklayınız.
İZMİR DEVLET KLASİK TÜRK MÜZİĞİ KOROSU
MÜDÜRÜ
1944 yılında Burdur’un
Gölhisar ilçesinde doğdu. İlk öğrenimini Gölhisar ve
Denizli’de, orta öğrenimini, Burdur, Afyon, Bursa,
İstanbul’da tamamladı. 1970-1971 öğretim yılında
İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’nden mezun oldu. Konya
Atatürk Kız Lisesi’nde resim öğretmeni iken Milli Eğitim
Bakanlığınca ihtisas yapmak üzere İspanya’ya gönderildi.
Madrid “Escuela de Cerdmica“ de seramik öğrenen Özkan,
döndükten sonra Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü’nde
Seramik-Modelaj öğretmenliği yaptı. Daha sonra Konya Kültür
Müdürlüğü, Turizm Bölge Müdürlüğü görevlerinde
bulunan Güner Özkan Kültür Bakanlığı İzmir Devlet
Klasik Türk Müziği Korosu Müdürlüğü görevini
sürdürdü. 2007 yılında aynı kurumdan emekli oldu. 20 yıldır, geleneksel Türk Enstrümanları
konusunda araştırmalar yapan Özkan’ın bu konuda 100
değişik enstrümandan oluşan zengin bir koleksiyonu bulunmaktadır.

Amerika,
İtalya, Almanya Belçika, Fransa Japonya ve Çin’de
sergiler açan, bilimsel kongrelere katılarak, Türk Musikisi ve
Enstrümanları konusunda bildiriler sunan Özkan, Kültür
Bakanlığı Edirne Devlet Türk Müziği Şefi Dr. Ayhan Sarı
ile birlikte İzmir Radyosu’nda, FM Radyo 2’de her hafta,
Cumartesi günler saat 13.30’da “Geçmişten Günümüze
Çalgılarımız“ konulu, belgesel niteliğinde bir program
yapmıştır.
GELENEKSEL
TÜRK ÇALGILARI
DOĞUŞU
İlk
İnsanın Tanrı’ya dualarını iletmede yardımcı olarak
sesin yanında başka bir araca ihtiyaç duyması sonucunda
çalgı kullanımı ortaya çıktı. Bunlar iki taşın, iki
sopanın, kemik parçalarının veya ses çıkartabilen herhangi
bir eşyanın birbirlerine vurulması veya sürtünmesi ile
ortaya çıkan ilkel çalgılardır. İki ayrı çanağın
farklı sesler verdiğinin farkına varılması, vurmalı
çalgılarda ses yüksekliği bilincini beraberinde getirdi. İlk
telli çalgıların atasının ise bir av aleti olarak
kullanılan okun yayı olduğu, kuvvetle tahmin
edilebilir. İkinci aşamada bu yayın volümünü çoğaltmak
amacıyla yay ortasına veya alt tarafına kaplumbağa kabuğu,
su kabağı, Hindistan cevizi gibi tını kutuları eklendi.
Üçüncü aşamada tek ses yeterli gelmeyerek tel sayısı
artırıldı. Yani tel boyunun kısaltılarak değişik sesler
üretme ortaya çıktı. Daha sonra perde bağları eklendi.
Çalgıcının öyküsünü dört safhada dile getirirken bu
safhaların insanlığın yüzyıllarını aldığı
unutulmamalıdır.
Bu safhalardan sonra çalgılar genel olarak iki sınıfta değerlendirilebilir.
A-
Uzun saplı küçük gövdeliler
B-
Kısa saplı büyük gövdeliler
Bu genel oluşumun ardından çalgılar sahip oldukları ulusların karekterleri ile,ince duygularıyla, folklorik özellikleri ile yoğrularak çeşitli biçim ve şekillere bürünmüşler, ama en önemlisi kullandıkları müziğin ezgisel yapısını ve tanısını yansıtır, duruma gelerek çeşitlenmiştir.
Üflemeli çalgılar bütün dünyada olduğu gibi
Türk’lerde de vurmalı çalgılardan sonra gelişme
göstermiştir.Üflemeli çalgılara somut ve belgesel olarak az
farklılıklarla tarihte ilk kez Sümerler zamanında
rastlanıyor.
Bilindiği
gibi, iliksiz kaval kemiği, içi boş boynuz veya kamış
parçası üflendiği zaman ses vermektedir. Üflemeli
çalgılardan Türk dünyasında en yaygın ve eski çalgı
değişik boy ve tipte farklı malzemeler kullanılarak yapılan
kavallardır.
Kavalla
ilgili pek çok hikaye ve efsane dilden dile yaşayıp
gelmiştir. Bir kavalcı : “kaval cennetten çıkmış, koyun
da cennetten çıkmış. Hiçbir çalgı koyunu cennetten
çıkaramamış. Sonunda evliyalığa eren çobana demişler ki :
şu kavalı al, hiç ardına bakmadan çala çala cennetin
kapısından yürü, koyunlar ardından gelir. Çoban kavalı
çalarak yürümüş, ardından bütün koyunlar sökün etmiş.
Bir iki gün böylece yol almış fakat arkasına bakar bakmaz
sürünün ardı o an kesilmiş. Meğer cennetin içinde bir koç
kalmış, çoban bakar bakmaz cennetin kapısı kapanmış. Koç
ta içerde kalmış. Eğer böyle olmasaymış koçların
boynuzları gümüş olacakmış.
Türk
üflemeli çalgıları söz konusu olduğunda Klasik Türk
Musikisi’nde özellikle Mevlevi musikisinde çok önemli yeri
olan “ney”dir. Aslı bir çeşit budaklı kamış olan
basit görünüşlü “ney” in zengin bir melodi
imkanı vardır. Dört parmak genişliğindeki aralıklarla dokuz
kısa boğumdan meydana gelen neyler, perde delikleri ve
boylarına göre , “grifit, bol aheng, davul, mansür, şah
yıldız battal” gibi isimler almıştır.24 çeşit ney
vardır.
Türk’lerin
kullandığı ve halen kullanılmakta olan üflemeli
çalgılardan biri de “zurna” dır. Hemen hemen
Türkiye’nin her bölgesinde davulla birlikte çalınır. Tiz
sesli olanlarına “cura zurna”, orta volümlü olanlarına
“ortak zurna” kalın sesli olanlarına “baz”
denir.
Türk
üflemeli çalgılardan Toroslarda ve Teke bölgesinde yaygın
olarak kullanılan ve dünyanın en küçük üflemeli çalgısı
olan “sipsi”(çift kanı) 15-18 cm
boyunda 0.5 kalınlığında kamıştan yapılır. Ucuna takılan
yine kamıştan yapılmış bir ağızlıkla öttürülür.
Orta
Asya ve Azerbaycan’da “balaban” adıyla tanınan
Türkiye’de özellikle Erzurum bölgesinde yaygın bir çalgı
olan “mey” daha çok erik ağacından yapılır.
İslamiyetten
önceki dönemde belli başlı Türk çalgıları: Davul,
tunçtan yapılmış kus (kos)ler, yaylı-yaysız kopuz
çeşitleri, çeşitli düdükler, “sıbızgı”
denilen kavallar başta gelen çalgılardı.
İlk
Türk çalgılarının oluşumunda doğal çevre koşullarının
ve buralarda bulunabilen maddelerin kullanıldığı görülür.
Bunlar, ağaçlar, tel yapmaya elverişli mahalli bitkiler,
çeşitli hayvan bağırsakları, at kuyruğu, hayvan derileri,
boynuz, kuş kanadı, kaval kemikleri gibi maddelerdir.
VURMALI ÇALGILAR
Tüm dünyada olduğu gibi Türk çalgılarının da ilk
tipleri “vurmalılar”dır. İsimlerini,
çıkardıkları seslerden aldıkları tahmin edilebilir.
Türk’ler tarafından yüzyıllardır kullanılan vurmalı
çalgıların genel adı: nakkare ve tabl idi.
Mevlevilerin kutsal çalgısı kudum’e Mevlana
zamanında ender rastlanır. Vurmalı çalgı olarak def’in
yanı sıra iki çanaktan meydana gelen ve üzeri deve derisi ile
kaplanan “kudüm”e ihtiyaç duyulduğu bazı
kaynaklarda da bu çalgının Mevlana tarafından bulunduğu
ifade edilmektedir.
Türk’lerde
“tuğ” ve “davul” devletin ayrılmaz
parçasıydı. Kös, 18. yy’daki orkestralarına bazı
değişikliklerle ana vurmalı çalgı olarak girmiştir.
İstanbul Askeri Müzesi’nde bulunan “kös” 1596 Zigetvar
seferinde Kanuni’nin ordusundaki mehter takımında
kullanılmış, yüksekliği 120 cm, çapı 130 cm olup bir
“fil kösü”dür.
Türk’lerde
çeşitli boylardaki vurmalı çalgıların isimleri şöyledir:
“Kuş davulu, tabluga, demdeme, balaban, kaplan, dümbelek,
darbuka, nakkare, çifte nara, tüngör şeman davulu, dembelek,
cura davul, çangana, çaksın kasnak, çambara, çıbık,
çöğen, def, kaba davul, kaşık v.b... gibi vurmalı
çalgılar içinde kullanışındaki kolaylık, ... ve
ürkütücü sesi nedeniyle Türk’ler tarafından çağlar
boyunca askeri amaçlarla kullanılan davulun halay benzeri
oyunlarda da coşturucu olarak kullanıldığına sıklıkla
rastlanmaktadır.
“Mey”de
balaban da olduğu gibi, ağzındaki kamış ağızlık
vasıtasıyla ses verir. Üstte sekiz deliği, altta, tek delik
bulunmaktadır. Geleneksel Türk üflemeli çalgılardan
“Mızmar, tulum, miskal, çığırma nefir, madeni borular”
sayılabilir.
TELLİ ÇALGILAR
Üretilen
ilk telli çalgılar da “tel” yerine mahalli bitkiler,
bağırsak, kıl gibi organik maddeler kullanılmıştır. Antik
Çağ’da Yunan ve Roma’nın “Iyra” ve “Khtard”
bunlardan geliştiği sanılan “Pandura” en önemli
telli çalgılardır. Orta Asya Türk Dünyası’nda küçük
armudi gövdeli, uzun saplı, büyük gövdeli kısa saplı “Kopuz”lar
üretilmiştir. Tüm Dünya’da diğer tür çalgılara oranla,
daha gözde çalgı türü telli çalgılardır. Türk’lerde
telli çalgılar anıldığında ilk akla gelen çalgı “Kopuz”
dur.
İlkel
tanburdan esinlenerek yapılmış, çalgılar arasında “ud,
kopuz, çöğür, bağlama” tipi çalgıları saymak
mümkündür. Türk’lerde uzun saplı olarak en yaygın çalgı
ailesi “Bağlama” dır.
YAYLI ÇALGILAR
Telli çalgıların yayla çalınanlarına Türk’lerde
oldukça sık rastlanmaktadır. Bunların genel adı “Iklığ,
Rebab, Kemençe” dir.
Yaylı
çalgıların kökenine inildiğinde Orta Çağ’dan daha
gerilere gidilememektedir.
Türk
ve İslam dünyasındaki yayla çalınan diğer bir çalgı da
“Rebab”dır. Rebab, Arapça kökeninden yayla
çalınan telli çalgıların tümüne verilen isimdir.
Rebab,
ortaya çıkışından beri yedi değişik şekilde
görülmektedir.
1. Dikdörtgen
Rebab
2. Yuvarlak
Rebab
3. Armud
Şekilli Rebab
4. Beyzi
(kayığa benzer gövdeli) Rebab
5. Yarım
küre Şeklinde Rebab
6. Tambur
Rebab
7. Açık
Tekneli Rebab
Halen
aynı kültür mirasının devamı olarak Anadolu’da yaylı
çalgılar şöyle sıralanabilir:
A. Türk Halk
Müziğinde Kullanılanlar :
Klasik Türk Müziğinde
kullanılan en önemli Türk yaylı çalgısı yarım küre
şeklinde yapılan uzun saplı yaylı tambur veya rebab gibi
sazların yanında Kontrabas Viyolansel, kemanlar
kullanılmaktadır. Türk Halk Müziğinde ise; kabak kemane,
Türkmen kemençesi, gıvgı, gıygırak, Karedeniz kemençesi,
gıcek gibi çalgılar kullanılmaktadır.
AÇIK TELLİ ÇALGILAR
Açık telli çalgılar
Türklerde oldukça yaygındır. Bunlar bir ağaç veya tekne
üzerine teller takılmasıyla dikey ve yatay olarak
çalınırlar. Bu tür çalgıların atasının ismi “Yatugan”dır.
Yalnızca Türkçe konuşan kavimlerde görülür.
Çeşitli Türk
kaynaklarında “yatugan” ismine yakın olarak
“yatağ, yatkan, yatağan, caldırgan, çetigen, çatugan”
şeklinde geçen, günümüzde yatık çalgılardan sadece “kanun
ve santur” dur. Dikey olarak çalınan çalgıların
en ünlüsü, “çegn” olup günümüz Batı
orkestralarında kullanılan “arp” ın yakın
akrabası ve ilkek şeklidir.
“Yatagan” türü
çalgının çekiştirilmesiyle “Kanun” “Somur”
tipi çalgılar oluştu. “Kanun” sözcüğü daha çok
batı Türk’lerinde yaygındı.
Dünyada değişik çağ
ve zaman süreci içinde geniş bir sahada Çin’den Orta
Avrupa’ya, Sibirya’dan Kuzey Afrika’ya kadar hakimiyet
kuran Türkiye, tarihi zenginliklerine paralel gelişme
gösteren, kültür zenginliği çerçevesinde çalgı türleri
açısından erişilmez bir özellik arz ettiği görülmektedir.
Kendi milli kültürleriyle yaşadıkları, yeni sentezler
yaratan Türk’ler Anadolu’ya gelinceye kadar geliştirdikleri
değişik türdeki çalgıları sürekli yenilemişlerdir.
Kopuzun bağlamaya, Yatugan‘ın kanun ve santur’a
dönüşmesi gibi Sıbızgı da “sipsi” olarak
hassasiyet bulmuştur.